Eskişehirli öğretmen 7. romanını yazdı

Eskişehir öğretmenlerinden "Edebiyatçı - Yazar" Ufuk Tufan, Aralık 2015´te başlayan yazarlık serüvenine bir kitap daha ekledi. Tufan, "Tepegöz" isimli 7. romanını tanıttı.

Eskişehir’de Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yapan Ufuk Tufan, yayımlanan 7. romanını tanıtmak amacıyla İl Millî Eğitim Müdürü Necmi Özen’i makamında ziyaret etti.

Edebiyatçı - Yazar Ufuk Tufan, "Dede Korkut Romanları" serisinin üçüncü kitabı olan "Tepegöz" isimli romanını şu cümlelerle tanıttı:

“Dede Korkut ve hikâyeleri ile gerçek manada tanışmam 2005 yılına rastlar. Bütün bir ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımın sadece ‘kulak âşinalığı oluşturacak kadar’ bilgi ile geçmiş olması ne kadar acı vericidir!

Demek ki üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okumasam, Dede Korkut ve hikâyelerine dair tüm bilgim kuru bir kulak âşinalığından öteye geçmeyecekti. Çünkü ilk defa gerçek manada Dede Korkut’u ve birbirinden güzel on iki Dede Korkut Hikâyesi’ni üniversite ikinci sınıftayken değerli hocam Prof. Dr. Ali Berat ALPTEKİN’in derslerinde tanıdım/okudum.

Aradan geçen on üç yıl boyunca sineme hep bir keder hançeri saplanır, durur!

Kendime hep şunu sorup durdum:

‘Dede Korkut Hikâyeleri mademki Türk Edebiyatı’nın şaheserlerinden birisidir -belki de birincisidir- az çok mürekkep yalamış biri olarak ben dahi bu kıymetli eserden yirmi bir yıl habersiz yaşadıysam, tüm eğitim-öğretim hayatını bir kitap dahi okumadan bitiren sayısız insanımızın olduğu da tartışmasız bir gerçek iken, Türk milletine bu harika ötesi eseri tanıtmak bir öğretmen/yazar sorumluluğu hatta bir nevi vatan görevi değil midir?’

Evet, bu iş benim için kutsal bir vazife. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğimin onuncu yılındayım. Geride kalan dokuz yılda Dede Korkut ve hikâyeleri ile öğrencilerimi tanıştırmayı, onların bu hikâyeleri okumasını sağlamayı; bu okumalar vesilesiyle ‘millî duyarlılığa ve yerli değerlere’ sahip bir neslin yetişmesine karınca kararınca katkı sunmayı en kutsal vazife bildim. Müfredat gereği bu konunun anlatılması dışında performans, proje ödevlerinde önceliğim hep Dede Korkut Hikâyeleri oldu. ‘Peki, hocam ne kadar yol aldınız?’ derseniz maalesef size göğsümü kabarta kabarta verebileceğim bir cevap yok. Çünkü bunun birden fazla sebebi var.

Sosyal paylaşım alanlarının; oyun sitelerinin, televizyonlardaki yarışma programlarının ülke insanımızın büyük bir kısmını tabiri caizse rehin aldığı bir ortamda kitap okutmanın zorluğunu tahmin edebiliyorsunuzdur sanırım! Bu durum Dede Korkut Hikâyeleri’ne ilgi oluşturamamamın ilk ve en büyük sebebidir.

Dede Korkut Hikâyeleri’nin yaygın bir okur kitlesi bulamamasının bir diğer sebebi de bu hikâyelerin ‘dili ve olay örgüsü’dür!

Esasen, bu hikâyelerin dili mükemmel bir destan dilidir. Mâzisi binlerce sene evvele dayanan güzel Türkçemizin arına arına, durula durula mükemmel bir şekle büründüğü dildir bu hikâyelerdeki dil. Zaten sorun bu eserin harika dili değil, günümüz gençliğinin artık yüz, yüz eli kelimeden oluşan basit bir Türkçeye mahkûm olmasıdır! Durum böyle olunca bu hikâyelerin anlaşılması, olay örgüsünün kavranması ne yazık ki mümkün olmuyor!

Tüm bunlara rağmen, ‘O hâlde yapacak bir şey yok!’ deyip kenara çekilme lüksümüz yoktur. Aslında bu romanın kaleme alınma sebebi de burada saklıdır. Mevcut durumu kabullenememe, nemelâzım kolaycılığına isyan etme...

Bu roman, Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü Hikâye’nin romana çevrilmiş hâlidir. Dede Korkut Romanları serinin ilk kitabında Bamsı Beyrek Hikâyesi’ni, ikincisinde ise Boğaç Han Hikâyesi’ni romanlaştırmıştım. Rabbim sağlık, ömür ve imkân verirse on iki Dede Korkut hikâyesinin hepsini romana çevirmek en büyük gayem ve isteğimdir.

Peki, neden roman?

Edebî türler içerisinde en çok okunan türün roman olduğu katıksız bir gerçektir. On, on beş sayfalık yoğun bir anlatıma sahip hikâyeler okunmasa bile; sade ve akıcı bir anlatıma sahip iki yüz, üç yüz sayfalık romanlar pekâlâ okunabilmektedir. İşte bizim “Dede Korkut Romanları” serisi ile yapmaya çalıştığımız tam olarak budur.

Yoğun bir anlatıma sahip; on, on beş sayfadan müteşekkil her bir hikâyeyi; olay örgüsünü, dilini, üslûbunu, zaman ve mekân unsurlarını çok da değiştirmeden iki yüz, iki yüz elli sayfalık romanlara dönüştürmek... Daha anlaşılır bir dil, akıcı bir üslûp ve modern roman tekniğine uygun merak unsurlarının yerli yerinde kullanılması ile kaleme aldığımız/alacağımız her bir romanın kıymetli okurlarımızdan ilgi göreceğini ve her yaştan geniş bir okur kitlesine ulaşacağımızı umut ediyoruz. Kısa bir zamanda Bamsı’nın 11. baskısını, Boğaç Han’ın da 7. baskısını yapmış olması umutlarımızın gerçeğe dönüştüğünü gösteriyor sanırım. Gayret bizden, takdir şüphesiz ki Allah’tandır.

Sözlerime son verirken ‘Dede Korkut Romanları’ projemin düşünsel aşamasında beni yüreklendiren, teşvik eden, destekleyen siz Eskişehir İl Millî Eğitim Müdürüm Sayın Necmi ÖZEN Beyefendi’ye; roman müsveddelerimi bilgisayarda temize çekerken büyük bir emek sarf edip, sabır gösteren sevgili eşim Fatma ERTÜRK TUFAN Hanımefendi’ye; bu projenin Türk edebiyatımıza çok mühim bir değer katacağına canı gönülden inanıp projemi sahiplenen Nesil Yayın Grubu’nun değerli yöneticilerine ve tabii ki her eserimde yoğun emeği olan editörüm Cihan DİNAR Beyefendi’ye ayrı ayrı teşekkürü bir borç biliyorum.”

“Her şey, okuyan nesiller için...”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1